09-01-2010, 10:30
20. yüzyılın en yetenekli bestecilerinden ve o dönem müziğine yön veren
birkaç besteciden biri olan Igor Stravinski (1882-1971), müzisyen bir ailenin
oğlu olup,babası St. Petersburg Operasında bas olarak görev yapmıştır. 18
Haziran 1982’de St. Petersburg yakınlarında Oranienbaum’da doğan ve 11
Haziran 1971’de ölen Stravinski, dört kardeşin üçüncüsüdür.9 yaşında
Rubinstein’ın öğrencileriyle piyano çalışmaya başlar.Bu öğretmenler doğaçlama
yapmasını kesinlikle yasaklarlar ve ona Avrupa’daki piyano dağarcığını
belletirler.Aile çevresinden müzik meraklısı bir amca,Stravinski’ye Rus
Beşleri’nin çalışmalarını tanıtır ve ufkunu genişletir.Böylece genç bestecide Rus
ulusçuluğu ile Alman akademisyenliği arasında bir köprü oluşturur.Kalafati’den
aldığı konturpuan, envansyon ve füg dersleriyle armoni bilgisi güçlenir.Ancak
ailesi müziği meslek seçmesine karşı çıkar.Müzik verilerini erkenden ortaya
koymasına ve derin ilgisine karşın babasının isteğine uyarak St. Petersburg
Üniversitesinde 1900-1905 yılları arasında Hukuk öğrenimi yapar.23 yaşında ve
hukuk öğrenimini daha tamamlamamışken 1905’te kuzeni Nossenko ile
evlenir.19 yaşındayken Rimski-Korsakov bestecinin kompozisyonlarını görür,
büyük bir ciddiyetle hukuk öğrenimine devam etmesini öğütlemekle birlikte beş
yıl sonra onu St. Petersburg Konservatuvarına almaktan çekinmez. 20 yaşında
iken başlayan Rimski-Korsakov dostluğu onunla kompozisyon çalışması,
Stravinski’ye müzik dünyasının kapılarını açar.Özellikle babasının ölümünden
sonra Rimski-Korsakov,genç besteci için bir baba figürü haline gelir.1910-1920
yıllarında I. Dünya Savaşı boyunca İsviçre’de yaşamıştır. 1920’de Fransa’ya
terleşen besteci,1939’a değin Paris’te yaşamış,1939’da ABD’ye giderek
çalışmalarını sürdürmüştür.Kozmopolit bir besteci olan Stravinski yaşamının
çoğunu İsviçre,Fransa ve Amerika’da geçirdiği halde anavatanı Rusya’nın
etkisini hiçbir zaman yitirmemiştir.Bestecinin bir başka özelliği de yaşamı
boyunca aralıksız olarak yapıt üretebilmesidir;1910 yılından 1966’ya dek geçen
verimli besteleme sürecindeki her dönem,müzik tarihinde de değişik bir akımı
simgeler.Sürekli kendini yenilemesi nedeniyle eleştirmenlerce “birkaç yılda bir
deri değiştiren bir timsah”a benzetilir.Müzik tarihinin derinliğini inceleyip her
besteciden,her çalgıdan ve her akımdan bir şeyler ürettiği ve böylece yeni
malzemelerle müziğinin çerçevesini değiştirdiği halde kendine özgü deyişini
hiçbir döneminde yitirmez. Pergolesi, Gesualdo, Çaykovski, çok yalın bir Japon
ezgisi,ilkel boyların ritim düzeni ya da Amerikan caz müziği,onun kendi müzik
diline yeni boyutlar açabilir.16. yüzyılın madrigalinden,12 ton denemelerine,Rus
halk ezgilerinin ritminden,birden çok ritme bağlı yapıya dek stilini geniş bir
yelpaze içine oturtur.Yaratıcılığını 3 döneme ayıracak olursak:
1)1920’ye kadar süren ve Rus müziğinden yararlandığı ilk dönem,
2)1920-1950 yılları arasındaki Yeni-Klasikçi dönem,
3)1950-1971 arasında ton-dışı çalıştığı geç dönem.
İlk bestelediği yapıt,geleneksel biçimde bir piyano sonatıdır.İlk
yayınlanan eseri ise bir senfonidir.Si bemol Majör tonundaki
senfoni,R.Strauss’un ve Wagner’in benzeri bir polifonik doku taşır.Op.2 yapıt
“Faunus ve Çoban kız”,Debussy ve Ravel benzeri izlenimci etkilerle
yüklüdür.19808’de Rimski-Korsakov aracılığıyla Rus Balesinin kurucusu (Rus
müziğini tanıtan konserler,bale ve opera temsilleri düzenleyen) Sergey Diyagilef
(1872-1929) ile tanışır.Diagilef’in Rus bale topluluğu için ısmarlamış olduğu,ilk
balesini yani “ATEŞ KUŞU” balesini besteler (1910).Aynı dönemin ürünü olan
“Feud’ Artitice (1908) ile Op.1 Senfoni (1907) Brahms ve Glazounv’un izlerini
taşır.Ancak olağan üstü bir hızla kişisel dilini yaratır.
Stravinski’nin yaratıcı yaşamının çeşitli yönlerinde söz edilmiştir.1914’de
halk müziğini bıraktığı söylenilen Stravinski 1917-1918 yıllarından sonra
eserlerinde Rus müziğinde birkaç yıl önce başlaya batı esinli saf müziğe doğru
yönelme diyebileceğimiz bir hareketin varlığını gösterir.Oysa besteci bütün
eserlerine tek ve aynı anlayışın egemen olduğunu, bütün ayrımların gerçekdışı
ve keyfi olacağını ileri sürüyordu.Objektif, keskin bir görüşün egemen olduğu
eseri dıştan gelen bütün romantik öğelere yabancı olan Stravinski, müzik
görüşünü şöyle özetliyordu: “Bestelemek, benim için, belli sayıda sesleri, belli
aralık ilkelerine göre düzene koymak demektir.”Stravinski sesler yardımıyla
resim yapmanın olanaksızlığını ve müziğin bir duyguyu, bir ruh durumunu
anlatma yeteneğini olmadığını ileri sürer.Gelenekle ilgili görüşleri ilginç ve
nettir.Ona göre gerçek gelenek, “devrime yenilmiş bir geçmişin tanığı değil,
halin yerini alan ve öğrenilen canlı bir güçtür.Sanatçı yeniyi yaratmak için
geleneğe bağlanmak zorundadır.Sanatçının kişiliği müzik gereçlerinin tek ve
kendine özgü düzenlemesi ile ortaya çıkar.Ve kendini kabul ettirir.Yani her
yaratıcı tek olmak zorundadır.”Stravinski zaman zaman müzik gereçlerini
tarihin büyük dönemlerinde arar.Böyle durumlarda tam anlamıyla kişisel
çalgılaması ve armonilemesiyle geçmişin soluk bir taklidi yada bağımlı bir
düzenlemesi olmaktan çok başka şeyler doğurur.
Rus folkloru ve Ortodoks Rus kilise müziği gelenekleri içinde yetişen
Stravinski’nin Feu d’Artifice (1908), Scherzo Fantastique (1907-1908) gibi
eserlerinin yer aldığı daha çok “Akademi” diyebileceğimiz bir başlangıçtan
sonra üç balesi Ateş Kuşu (1910), Petruşka (1910-1911), Bahar Ayini (1913)
müzik dilini sistematik bir biçimde nasıl yenilediğinin kanıtlarıdır.Ancak Bahar
Ayini’nin 1913’de ilk sahnelenişi büyük yankılar uyandırmıştır.Bu olaylı
temsilden sonra geriye adım atma olarak nitelendirilebilecek bir düşünce
anlayışını benimsemiştir.
Matematiksel diyebileceğimiz soyut ve arıtılmış müzik ögelerinin sahneye
girmesi, bestecinin II. Dönemde ki eserlerine rastlar:Ezginin önemli yer tuttuğu
Apollo Musagéte gibi (1928), Pulcinella Balesi de (1929), Neo-Klasik dönemin
anlamlı sembolüdür.Peri Öpüşü (Bale-1923), Jeu de Cartes (İskambil Oyunu-
Bale-1937), aynı çizgide yer alırlar, bunlar Stravinski’nin stil yeteneklerinin
dikkate değer örnekleridir.
Stravinski bu dönemde, soyut bir sesli saflığa ulaşma düşüncesini o kadar
ileri götürür ki, bir besteci değil, bir müzik icraatçısı olduğunu söyler.Çağdaş
kalarak geçmişin büyük ustalarına ulaşan Straviski kusursuz bir işçidir.Maddeyi
işler ve eserlerinden her biri, bizzat kendisinin koyduğu bir ses sorununun
çözümü olarak doğar.
1930’lardan sonra dodekafonizme yaklaşan Stravinski’nin eserleri sayıca
büyük yer tutar.Bunlar; Baleler,Senfonik eserler, Oda Müziği ve Korolar olmak
üzere kabaca dört grupta toplanabilir.Özel yaşamında olduğu gibi sanatta da
düzensizlik düşmanı olan Stravinski, eserlerini sağlam temeller üzerine
kurmuştur.
Stravinski’nin değişik dönemleri, 20. yüzyıl müzik tarihinde değişik
akımların öncülüğünü yapmıştır.İzlenimcilik, İlkelcilik, Yeni Klasikçilik,
Folklorculuk ve hatta Gelecekçilik bile Stravinski’den ışık almış akımlardır.
Stravinski’nin doğduğu yıllarda Rusya’da sanat müziği geleneği çok
yenidir.Zengin folkloruna ve zengin kutsal şarkılarına karşın sanat müziği, 19.
yüzyıl ortalarına kadar bu tür müzik, soyluları eğlendirmek için ülke dışından
getirtilir. Stravinski’nin sanatçı kişiliği değişirken, hayranı olduğu Çaykovski ve
Rimski-Korsakov,Batı Avrupa’nın popüler kaynaklarını ve müzik biçimlerini
kendi yapıtlarına aktarmaktaydılar.Öte yandan 20. yüzyıl müziğinin bir diğer
öncüsü Arnold Schönberg,yüzyılların birikim olan Avusturya-Almanya müzik
geleneğinin doyuma ulaştığı bir dönemde dünyaya gelmiştir.Sonat biçimine
dayalı,senfoniye can vermiş,oda müziği türünü yaratmış,nice çalgının solistik
gelişimini yapmış bir gelenek. Schönberg,artık ton duygusunu zorlayan bu
geleneğe yeni bir müzik getirmeliydi. Schönberg ve Stravinski’nin üstünlük
savaşı,Schönberg’in ölümüne dek sürer. Stravinski çok boyutlu özelliği ile daha
geniş halk kitlelerine seslenebilmiş ve yeni dil arayışında Schönberg gibi
geleneksel kavramları karşısına almayıp,köktenci seçenekleri taramıştır.
Stravinski’nin de içinde olduğu 20. yüzyıl müziğine ise genel olarak
bakacak olursak;20. yüzyıl müzik akımlarının tümüne “çağdaş müzik”
denildiğini görürüz. “Çağdaş Müzik” kavramı,içinde birbirinden farklı akımları
barındırdığından daha çok dönemi ifade etmektedir.O nedenle,20. yüzyıl müziği
için “çağdaş müzik akımları” demek daha doğru olur.
Yaşadığımız yüzyılda müzik alanında büyük değişiklikler
yaşandı. İlkin,müziğin maddi öğeleri (sesle ilgili) masaya yatırıldı.İçinde ne var
ne yoksa ortaya koyuldu.Buna bakarak bazı müzik tarihçileri 20. yüzyıla
“deneyler çağı” demektedir. Yine bu görüşten hareketle, “müzikte devrimci
atılımlar” gerçekleşti denilmektedir. Aynı zamanda karşı görüşler de
bulunmaktadır. Bunlara göre,yaşadığımız yüzyıl emperyalizm çağı olduğundan,
kapitalist-emperyalist ülkelerin müziği de “emperyalist,yıkıcı ve gerici
müziktir.” Kimileri de, II. Dünya Savaşı’ndan sonra hafif müziğin,yaygın adıyla
popüler müziğin yaygınlaşması ve giderek egemen duruma gelmesinden
dolayı,20. yüzyıla “pop müzik çağı” demektedir. Bu görüşlere pek çok
eklemeler yapmak mümkündür;örneğin:Sosyalist ülkelerde “toplumsal gerçekçi
müzik akımı”, kapitalist ülkelerde “caz müzik akımı”, bağımsızlığına yeni
kavuşan ülkelerde “ulusal müzik akımı”, 19. yüzyılın devamı olan “romantik
müzik akımı.” Bu müzik türlerinin tümü 20. yüzyılda yaşandı. Bu bakımdan,
çağımız müziği tek ve bütünlüklü değildir. Farklı ilişkilerin ve farklı kültürlerin
müziğidir. Onun için müzik türleri, biçimleri, içerikleri, estetik ve teknik
özellikler, müzik anlayışları yaratılma koşulları, işlevleri bakımından birbirinden
çok farklı özellikler göstermektedir. Tarihin hiçbir döneminde görülmedik
şekilde müzikler üretildi. Şu rahatlıkla söylenebilir: 20. yüzyıl müziği, devrimin,
sosyalizmin ve ulusal kurtuluşun müziği olduğu kadar, karşı devrimin, faşizmin
ve emperyalizmin de müziğidir. Barışın, kardeşliğin, özgürlüğün ve
demokrasinin müziği olduğu kadar, savaşın, düşmanlığın, baskının ve gericiliğin
de müziğidir. Kahramanlığın müziği olduğu kadar, korkaklığın ve kaçkınlığın da
müziğidir. Dışa açılmanın, toplumsal gerçekliğin, işçilerin, köylülerin, orta
sınıfın, yani halkın müziği olduğu kadar, içe kapanmanın, gerçeküstülüğün,
“entelektüel aristokrasinin”, bohem yaşamın ve yoz burjuvazinin de müziğidir.
Kısaca, 20. yüzyılda yaşanan ne varsa müziğe yansıdı.
20. yüzyıl müziği karmaşık ilişki, olguların, olayların müziğidir. Genel
anlamda olmakla kalmayıp, aynı zamanda her bir akım, aynı akım içinde yer
alan her bir besteci için de söylenebilir.
20. yüzyıl başları; Boşluk, korku, gerçekten kaçış iç içe geçti. Bunu
nedenleri arasında;
-Makineleşme, toplumsal yaşamın her alanında yaygınlaştı. Bu da bireyin
işlerini, makinenin parçasından farksız noktaya getirdi. Bireyin etkinliği,
üretkenliği azaldı. Benliğini yitirdi, boşluğa düşmeye başladı.
-Ticaret, yaşamın her alanında egemen oldu. Temel ihtiyaçlar değil, sanat
ve kültürün diğer ürünleri de pazar tarafından belirlendi. Sanatın yaratılma
koşulları sınırlandı, dinleyicisine ulaşamadı ve kopuş başladı.
-Ekonomik, sosyal ve siyasal bunalımlar, savaş bulutlarının yükselmesi,
ulusal kurtuluş çabalar, emperyalist devletler arası rekabet yükseldi. Toplumlar
bu sırada çalkalanıyordu.
Bu nesnel koşullar altında yaşayan sanatçılar “yaşanan gerçeği” görüyor
ve acılarını duyuyorlardı.
Bu tarihsel gelişimler esnasında, Stravinski de olduğu gibi diğer
bestecilerde de tarihin izleri görülebilir. Ve çağdaş müziği bu etkilerle kesin
olmasa da belirli bir dönemsel çerçevede inceleyebiliriz.
1) (1900-1918) I. Dünya Savaşı sonuna kadar geçen dönem (bu dönem arayışlarla geçmiştir),
2) (1919-1945) İki dünya savaşı arası dönem,II. Dünya Savaşı yılları (Klasizme dönüş,dizisel yazı gelişti),
3) (1945 sonrası) II. Dünya Savaşı sonrası yılları (yeni arayışlar başladı).
1900-1918 arası dönemde modernizm ve izlenimcilik ön planda olup;ton
duygusu esnetildi daha sonra silindi,kromatikler öne geçti. Böylece ezgiler belli
bir tona bağlanmaksızın ilerletildi. Pentatonik diziler kullanıldı,ritim yönünden
aksak ritimler kullanıldı,vurgu yerleri değiştirildi,çapraz ritimler denendi.
Ezgide olduğu gibi ritim de özgürleşti. Yeni akorlar oluşturuldu ve klasik
armoninin üçlü sistemi rafa kaldırıldı. Armoni serbest bırakıldı. Ritim
özgürleştirilerek melodinin yerini aldı. Kısaca “kemiksiz bir müzik” ortaya çıktı.
Kargaşayla özgürlük iç içe geçti. Bu öğelerin ortaya çıkışında iki akım
belirleyici olmuştur: İzlenimcilik ve Anlatımcılık.
1920 ve 1945 yılları arasındaki II. Dönem Yeni-Klasikçi akımın döneme
etkisi ve egemen oluşundan dolayı bu başlık altında incelenebilir. Savaşın
getirdiği yıkım ile deneysel müziğin başarısızlığı sanatçıları yeni arayışlara itti.
“Kargaşa özgürlüğe götürmez, her gereç sadece güzellik için kullanılmalı. Ezgi,
ölçü, tempo ustalıkla birleştirilmeli, bütünlüklü anlayışa varılmalı” düşünceleri
ön plana çıktı. Eski formlara yönelme, halk melodilerini kullanma eğilimi,
klasik öncesi formlar kullanılmaya başlanması, Yeni-Klasikçi akımın egemen
olmasını sağlar.Tarihsel gelişim olarak Yeni-Klasikçilik (Neo-Klasizm), 18.
yüzyılın II. Yarısında önce İtalya, daha sonra Fransa, Almanya ve öteki Avrupa
ülkelerinde gelişen ve eski Yunan ve Roma örneklerine dayanan sanat
üslubudur.1750’lerde Rokoko ve Geç Barok Sanatın aşırılığına ve yapaylığına
karşı bir tepki ve Antik Çağ sanatına karşı yeni bir hayranlık biçiminde ortaya
çıkan akım olarak nitelendirilir.Akademiciliğin gerçek doruk noktası sayılan
Yeni-Klasik terimi 20. yüzyılın ilk yarısında teknik kurguyu sağlamlaştırmak
adına, Klasik, Barok hatta Barok öncesi dönemlere baş vuran besteler için
geçerlidir.Akımın öncüsü Stravinski’nin Pulcinella Balesi (1920) olarak
bilinir.Prokofiyef’in de eserlerinde aynı özellik görülür.Yeni-Klasikçilik,
Prokofiyef yanında, Hindemith, Roussel, Poulenc gibi bir çok bestecinin
yapıtlarında göze çarpar.İki dünya savaşı arasında kalan yıllarda Avrupa’da pek
çok besteci Yeni-Klasik akımdan esinlenmiş, daha geniş bir dinleyici kitlesi
bulabilmek için bir süredir denenmekte olan karmaşık yöntemlerden arınıp
Klasiğin dengeli biçimine sığınmaya başlamıştır.Klasiğe dönüş, yeni müzik dili
arayışında çok kaynaklı incelemelere ve seçmeciliğe (ekletim) doğru yeni
ufuklar açmıştır.Geçmişe başvurma dönemi bestecinin bu süre zarfında kendinin
son derece özgün bir biçimde, artık zaman aşımına uğramış gibi görünen bir
müzik anlayışı arayışına kaptırır.
II. Dünya Savaşı sonrası (1945-…Wink III. Dönemde, savaşın yol açtığı
çöküntü, bağımsızlığına kavuşan sömürgeler, soğuk savaş dönemi, teknolojide
ilerleme ve yeni olanaklar; sanatçıların bunların tümünden etkilenmesine neden
oldu.Sonuç olarak “çağdaş müzik”, farklı ekolleri içinde barındıran, bütünlüğü
olmayan farklı arayışların müziği oldu.Stravinski’nin ABD dönemi 1940’ta,
Chicago Senfoni Orkestrası’na adadığı Do Majör Senfoni’siyle başladı.Klasik
yapıda olan bu beste Beethoven’e bir başvuru olarak ortaya çıkar.Yapıtta
geleneksel müziğin bütün öğelerinden, ritmik ve armoni konusunda ileri bir
modernizme yer verilmiştir.Bu dönem bir çeşit dönüş ve aynı zamanda Yeni-
Klasikçiliğe bir veda sayılır.Bestecinin müzik yaşamında dizisel 12-tonculuğun
ağır bastığı son bir dönem de 1950 yıllarında başlar.
Görüldüğü gibi, Stravinski üç ayrı döneminde değişik akımlara
bağlanmış, bu özelliği onu “tutarsızlık” la suçlayanları haklı gibi gösterse de,
güçlü kişiliği ile 20. yüzyıl müziğinin en büyük bestecilerinden biri olarak
müzik tarihindeki yerini almıştır.
Ateş Kuşu, Stravinski’nin ilk dönemine denk gelen ilk bale müziği
yapıtıdır (Paris 1910, daha sonra üç orkestra süiti olarak da değerlendirilmiştir.)
Stravinski, Ateş Kuşu’nda ki parlak orkestra renkleriyle sanatını kanıtlamaya
başlamıştır.Borodin ve Rimski-Korsakov’un açık etkilerini taşıyan Ateş Kuşu
balesinin partisyonu, bestecinin Rus Beşleri ile ilgisini açıklar.Bu eserde
Stravinski’nin iki ustalığı görülür:Ritim zenginliği ve korkusuz olduğu kadar
bilgili bir orkestrasyon.Onun müziğinde her duygu bir ritme yada ritim grubuna
dönüşür.Sevinç, acı, heyecan, huzur, ritim aracılığı ile açıklanır.Ateş Kuşu
bestecinin en önemli üç bale müziğinden ilkidir.Rimski-Korsakov ile
dostluğunun etkileri eserin her sayfasında görülür.Ve bu yüzden Ateş Kuşu’nun
19. yüzyılın Rus bale müziği ile aynı doğrultuda olduğunu anlarız.Rimski-
Korsakov orkestra güçlerini değişik bir şekilde kullanmıştır.Ve melodileri,
enstrumanları bir fındığın kabuğunu kavradığı gibi kavramaktadır.Ünlü
temsilleri düzenleyen ve yöneten Diagilef ise genç kompozitörleri kendi ekibine
kazandırmayı amaçlıyordu. Stravinski’nin daha önceden yazmış olduğu
“Scherzo Fantastic” dikkatini çekmiştir.Bu Stravinski için bir test
olmuştur.Diagilef, Ateş Kuşu’nu ısmarlayarak, seri bir şekilde sahneye
koymuştur.Stravinski ise bu eseri bale müziği haline getirmek için Grieg ve
Chopin’nin müziği ile orkestrasyonunu yapmıştır.Bu Stravinski’ye 28 yaşında
ülkelerarası bir şöhret ve bazı zamanlar skandallar ve yarım yüzyıl süren modern
müzikal tatdaki liderliği vermiştir.İki değişik ülkede etkisi olmuştur.İlk önce
Fransızları, 1945’te ise Amerikalıları etkilemiştir.Eserin kendi içinde
bulundurduğu renkler, romantik hikaye için Parisliler Ateş Kuşu’nu
sevmişlerdir.Paris operasında 25 Haziran 1910’da sahnelenmiştir.
Hikaye, iyi karakter Ateş Kuşu (Firebird) ile kötü karakterdeki şeytan
Kaschei arasında geçmektedir.Açılış kötü güçlerin ve bilinmeyen şeylerin
yaptıklarıyla başlar.I. bölümün açılışı Kaschei’nin “Büyülü Bahçesi” ndedir.Bu
bahçeye girenler taşa dönüşürler.Ateş Kuşu belirir ve Prens Ivan Psarévich
tarafından takip edilir.Ve balede uçuşan kuş tüyleri ile Ateş Kuşu dansı
sergilenilir.Eserin ortalarında Prens Ivan çantasını çıkarır ve Ateş Kuşu’nu
yakalar.Böylelikle üstün güçlere sahip olur.Bu arada prensin aşık olduğu bir
prenses vardır.Prensesi takip ederken Prens Ivan, Kaschei’nin bahçesine
girmiştir.Tam Kaschei onu taşa dönüştürecekken Prens Ivan Ateş Kuşu’nun
tüyünü Kaschei’ye savurur ve bu ona korunma sağlar.Korku salan Kaschei
karakteri prensi korkutur.Fakat prenses taşa dönüşmüştür.Bu sırada Ateş Kuşu
gelir ve iyi ile kötü savaşı yardım isteyen ölümlüler ile başlar.Sonunda Ateş
Kuşu Kaschei’nin ruhunun içinde bulunduğu bir yumurta oluşturur.Prens Ivan
yumurtayı atıp parçalara ayırır.Ve Kaschei ölüp karanlıklara karışır.Bütün
taşlaşan insanlar kendi normal hayatlarına geri döner ve Ateş Kuşu’na
teşekkürlerini sunarlar.
KAYNAKÇA:
-Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi Yem Yayın, 1997
-İLYASOĞLU, Evin Zaman İçinde Müzik
(YKY, 1994)
-KAYGISIZ, Mehmet Müzik Tarihi
-SAY, Ahmet Müzik Tarihi
(Müzik Ansiklopedisi Yayınları)
-SELANİK, Cavidan Müzik Sanatının Tarihsel Serüveni
(Poruk Yayımcılık, 1996)
birkaç besteciden biri olan Igor Stravinski (1882-1971), müzisyen bir ailenin
oğlu olup,babası St. Petersburg Operasında bas olarak görev yapmıştır. 18
Haziran 1982’de St. Petersburg yakınlarında Oranienbaum’da doğan ve 11
Haziran 1971’de ölen Stravinski, dört kardeşin üçüncüsüdür.9 yaşında
Rubinstein’ın öğrencileriyle piyano çalışmaya başlar.Bu öğretmenler doğaçlama
yapmasını kesinlikle yasaklarlar ve ona Avrupa’daki piyano dağarcığını
belletirler.Aile çevresinden müzik meraklısı bir amca,Stravinski’ye Rus
Beşleri’nin çalışmalarını tanıtır ve ufkunu genişletir.Böylece genç bestecide Rus
ulusçuluğu ile Alman akademisyenliği arasında bir köprü oluşturur.Kalafati’den
aldığı konturpuan, envansyon ve füg dersleriyle armoni bilgisi güçlenir.Ancak
ailesi müziği meslek seçmesine karşı çıkar.Müzik verilerini erkenden ortaya
koymasına ve derin ilgisine karşın babasının isteğine uyarak St. Petersburg
Üniversitesinde 1900-1905 yılları arasında Hukuk öğrenimi yapar.23 yaşında ve
hukuk öğrenimini daha tamamlamamışken 1905’te kuzeni Nossenko ile
evlenir.19 yaşındayken Rimski-Korsakov bestecinin kompozisyonlarını görür,
büyük bir ciddiyetle hukuk öğrenimine devam etmesini öğütlemekle birlikte beş
yıl sonra onu St. Petersburg Konservatuvarına almaktan çekinmez. 20 yaşında
iken başlayan Rimski-Korsakov dostluğu onunla kompozisyon çalışması,
Stravinski’ye müzik dünyasının kapılarını açar.Özellikle babasının ölümünden
sonra Rimski-Korsakov,genç besteci için bir baba figürü haline gelir.1910-1920
yıllarında I. Dünya Savaşı boyunca İsviçre’de yaşamıştır. 1920’de Fransa’ya
terleşen besteci,1939’a değin Paris’te yaşamış,1939’da ABD’ye giderek
çalışmalarını sürdürmüştür.Kozmopolit bir besteci olan Stravinski yaşamının
çoğunu İsviçre,Fransa ve Amerika’da geçirdiği halde anavatanı Rusya’nın
etkisini hiçbir zaman yitirmemiştir.Bestecinin bir başka özelliği de yaşamı
boyunca aralıksız olarak yapıt üretebilmesidir;1910 yılından 1966’ya dek geçen
verimli besteleme sürecindeki her dönem,müzik tarihinde de değişik bir akımı
simgeler.Sürekli kendini yenilemesi nedeniyle eleştirmenlerce “birkaç yılda bir
deri değiştiren bir timsah”a benzetilir.Müzik tarihinin derinliğini inceleyip her
besteciden,her çalgıdan ve her akımdan bir şeyler ürettiği ve böylece yeni
malzemelerle müziğinin çerçevesini değiştirdiği halde kendine özgü deyişini
hiçbir döneminde yitirmez. Pergolesi, Gesualdo, Çaykovski, çok yalın bir Japon
ezgisi,ilkel boyların ritim düzeni ya da Amerikan caz müziği,onun kendi müzik
diline yeni boyutlar açabilir.16. yüzyılın madrigalinden,12 ton denemelerine,Rus
halk ezgilerinin ritminden,birden çok ritme bağlı yapıya dek stilini geniş bir
yelpaze içine oturtur.Yaratıcılığını 3 döneme ayıracak olursak:
1)1920’ye kadar süren ve Rus müziğinden yararlandığı ilk dönem,
2)1920-1950 yılları arasındaki Yeni-Klasikçi dönem,
3)1950-1971 arasında ton-dışı çalıştığı geç dönem.
İlk bestelediği yapıt,geleneksel biçimde bir piyano sonatıdır.İlk
yayınlanan eseri ise bir senfonidir.Si bemol Majör tonundaki
senfoni,R.Strauss’un ve Wagner’in benzeri bir polifonik doku taşır.Op.2 yapıt
“Faunus ve Çoban kız”,Debussy ve Ravel benzeri izlenimci etkilerle
yüklüdür.19808’de Rimski-Korsakov aracılığıyla Rus Balesinin kurucusu (Rus
müziğini tanıtan konserler,bale ve opera temsilleri düzenleyen) Sergey Diyagilef
(1872-1929) ile tanışır.Diagilef’in Rus bale topluluğu için ısmarlamış olduğu,ilk
balesini yani “ATEŞ KUŞU” balesini besteler (1910).Aynı dönemin ürünü olan
“Feud’ Artitice (1908) ile Op.1 Senfoni (1907) Brahms ve Glazounv’un izlerini
taşır.Ancak olağan üstü bir hızla kişisel dilini yaratır.
Stravinski’nin yaratıcı yaşamının çeşitli yönlerinde söz edilmiştir.1914’de
halk müziğini bıraktığı söylenilen Stravinski 1917-1918 yıllarından sonra
eserlerinde Rus müziğinde birkaç yıl önce başlaya batı esinli saf müziğe doğru
yönelme diyebileceğimiz bir hareketin varlığını gösterir.Oysa besteci bütün
eserlerine tek ve aynı anlayışın egemen olduğunu, bütün ayrımların gerçekdışı
ve keyfi olacağını ileri sürüyordu.Objektif, keskin bir görüşün egemen olduğu
eseri dıştan gelen bütün romantik öğelere yabancı olan Stravinski, müzik
görüşünü şöyle özetliyordu: “Bestelemek, benim için, belli sayıda sesleri, belli
aralık ilkelerine göre düzene koymak demektir.”Stravinski sesler yardımıyla
resim yapmanın olanaksızlığını ve müziğin bir duyguyu, bir ruh durumunu
anlatma yeteneğini olmadığını ileri sürer.Gelenekle ilgili görüşleri ilginç ve
nettir.Ona göre gerçek gelenek, “devrime yenilmiş bir geçmişin tanığı değil,
halin yerini alan ve öğrenilen canlı bir güçtür.Sanatçı yeniyi yaratmak için
geleneğe bağlanmak zorundadır.Sanatçının kişiliği müzik gereçlerinin tek ve
kendine özgü düzenlemesi ile ortaya çıkar.Ve kendini kabul ettirir.Yani her
yaratıcı tek olmak zorundadır.”Stravinski zaman zaman müzik gereçlerini
tarihin büyük dönemlerinde arar.Böyle durumlarda tam anlamıyla kişisel
çalgılaması ve armonilemesiyle geçmişin soluk bir taklidi yada bağımlı bir
düzenlemesi olmaktan çok başka şeyler doğurur.
Rus folkloru ve Ortodoks Rus kilise müziği gelenekleri içinde yetişen
Stravinski’nin Feu d’Artifice (1908), Scherzo Fantastique (1907-1908) gibi
eserlerinin yer aldığı daha çok “Akademi” diyebileceğimiz bir başlangıçtan
sonra üç balesi Ateş Kuşu (1910), Petruşka (1910-1911), Bahar Ayini (1913)
müzik dilini sistematik bir biçimde nasıl yenilediğinin kanıtlarıdır.Ancak Bahar
Ayini’nin 1913’de ilk sahnelenişi büyük yankılar uyandırmıştır.Bu olaylı
temsilden sonra geriye adım atma olarak nitelendirilebilecek bir düşünce
anlayışını benimsemiştir.
Matematiksel diyebileceğimiz soyut ve arıtılmış müzik ögelerinin sahneye
girmesi, bestecinin II. Dönemde ki eserlerine rastlar:Ezginin önemli yer tuttuğu
Apollo Musagéte gibi (1928), Pulcinella Balesi de (1929), Neo-Klasik dönemin
anlamlı sembolüdür.Peri Öpüşü (Bale-1923), Jeu de Cartes (İskambil Oyunu-
Bale-1937), aynı çizgide yer alırlar, bunlar Stravinski’nin stil yeteneklerinin
dikkate değer örnekleridir.
Stravinski bu dönemde, soyut bir sesli saflığa ulaşma düşüncesini o kadar
ileri götürür ki, bir besteci değil, bir müzik icraatçısı olduğunu söyler.Çağdaş
kalarak geçmişin büyük ustalarına ulaşan Straviski kusursuz bir işçidir.Maddeyi
işler ve eserlerinden her biri, bizzat kendisinin koyduğu bir ses sorununun
çözümü olarak doğar.
1930’lardan sonra dodekafonizme yaklaşan Stravinski’nin eserleri sayıca
büyük yer tutar.Bunlar; Baleler,Senfonik eserler, Oda Müziği ve Korolar olmak
üzere kabaca dört grupta toplanabilir.Özel yaşamında olduğu gibi sanatta da
düzensizlik düşmanı olan Stravinski, eserlerini sağlam temeller üzerine
kurmuştur.
Stravinski’nin değişik dönemleri, 20. yüzyıl müzik tarihinde değişik
akımların öncülüğünü yapmıştır.İzlenimcilik, İlkelcilik, Yeni Klasikçilik,
Folklorculuk ve hatta Gelecekçilik bile Stravinski’den ışık almış akımlardır.
Stravinski’nin doğduğu yıllarda Rusya’da sanat müziği geleneği çok
yenidir.Zengin folkloruna ve zengin kutsal şarkılarına karşın sanat müziği, 19.
yüzyıl ortalarına kadar bu tür müzik, soyluları eğlendirmek için ülke dışından
getirtilir. Stravinski’nin sanatçı kişiliği değişirken, hayranı olduğu Çaykovski ve
Rimski-Korsakov,Batı Avrupa’nın popüler kaynaklarını ve müzik biçimlerini
kendi yapıtlarına aktarmaktaydılar.Öte yandan 20. yüzyıl müziğinin bir diğer
öncüsü Arnold Schönberg,yüzyılların birikim olan Avusturya-Almanya müzik
geleneğinin doyuma ulaştığı bir dönemde dünyaya gelmiştir.Sonat biçimine
dayalı,senfoniye can vermiş,oda müziği türünü yaratmış,nice çalgının solistik
gelişimini yapmış bir gelenek. Schönberg,artık ton duygusunu zorlayan bu
geleneğe yeni bir müzik getirmeliydi. Schönberg ve Stravinski’nin üstünlük
savaşı,Schönberg’in ölümüne dek sürer. Stravinski çok boyutlu özelliği ile daha
geniş halk kitlelerine seslenebilmiş ve yeni dil arayışında Schönberg gibi
geleneksel kavramları karşısına almayıp,köktenci seçenekleri taramıştır.
Stravinski’nin de içinde olduğu 20. yüzyıl müziğine ise genel olarak
bakacak olursak;20. yüzyıl müzik akımlarının tümüne “çağdaş müzik”
denildiğini görürüz. “Çağdaş Müzik” kavramı,içinde birbirinden farklı akımları
barındırdığından daha çok dönemi ifade etmektedir.O nedenle,20. yüzyıl müziği
için “çağdaş müzik akımları” demek daha doğru olur.
Yaşadığımız yüzyılda müzik alanında büyük değişiklikler
yaşandı. İlkin,müziğin maddi öğeleri (sesle ilgili) masaya yatırıldı.İçinde ne var
ne yoksa ortaya koyuldu.Buna bakarak bazı müzik tarihçileri 20. yüzyıla
“deneyler çağı” demektedir. Yine bu görüşten hareketle, “müzikte devrimci
atılımlar” gerçekleşti denilmektedir. Aynı zamanda karşı görüşler de
bulunmaktadır. Bunlara göre,yaşadığımız yüzyıl emperyalizm çağı olduğundan,
kapitalist-emperyalist ülkelerin müziği de “emperyalist,yıkıcı ve gerici
müziktir.” Kimileri de, II. Dünya Savaşı’ndan sonra hafif müziğin,yaygın adıyla
popüler müziğin yaygınlaşması ve giderek egemen duruma gelmesinden
dolayı,20. yüzyıla “pop müzik çağı” demektedir. Bu görüşlere pek çok
eklemeler yapmak mümkündür;örneğin:Sosyalist ülkelerde “toplumsal gerçekçi
müzik akımı”, kapitalist ülkelerde “caz müzik akımı”, bağımsızlığına yeni
kavuşan ülkelerde “ulusal müzik akımı”, 19. yüzyılın devamı olan “romantik
müzik akımı.” Bu müzik türlerinin tümü 20. yüzyılda yaşandı. Bu bakımdan,
çağımız müziği tek ve bütünlüklü değildir. Farklı ilişkilerin ve farklı kültürlerin
müziğidir. Onun için müzik türleri, biçimleri, içerikleri, estetik ve teknik
özellikler, müzik anlayışları yaratılma koşulları, işlevleri bakımından birbirinden
çok farklı özellikler göstermektedir. Tarihin hiçbir döneminde görülmedik
şekilde müzikler üretildi. Şu rahatlıkla söylenebilir: 20. yüzyıl müziği, devrimin,
sosyalizmin ve ulusal kurtuluşun müziği olduğu kadar, karşı devrimin, faşizmin
ve emperyalizmin de müziğidir. Barışın, kardeşliğin, özgürlüğün ve
demokrasinin müziği olduğu kadar, savaşın, düşmanlığın, baskının ve gericiliğin
de müziğidir. Kahramanlığın müziği olduğu kadar, korkaklığın ve kaçkınlığın da
müziğidir. Dışa açılmanın, toplumsal gerçekliğin, işçilerin, köylülerin, orta
sınıfın, yani halkın müziği olduğu kadar, içe kapanmanın, gerçeküstülüğün,
“entelektüel aristokrasinin”, bohem yaşamın ve yoz burjuvazinin de müziğidir.
Kısaca, 20. yüzyılda yaşanan ne varsa müziğe yansıdı.
20. yüzyıl müziği karmaşık ilişki, olguların, olayların müziğidir. Genel
anlamda olmakla kalmayıp, aynı zamanda her bir akım, aynı akım içinde yer
alan her bir besteci için de söylenebilir.
20. yüzyıl başları; Boşluk, korku, gerçekten kaçış iç içe geçti. Bunu
nedenleri arasında;
-Makineleşme, toplumsal yaşamın her alanında yaygınlaştı. Bu da bireyin
işlerini, makinenin parçasından farksız noktaya getirdi. Bireyin etkinliği,
üretkenliği azaldı. Benliğini yitirdi, boşluğa düşmeye başladı.
-Ticaret, yaşamın her alanında egemen oldu. Temel ihtiyaçlar değil, sanat
ve kültürün diğer ürünleri de pazar tarafından belirlendi. Sanatın yaratılma
koşulları sınırlandı, dinleyicisine ulaşamadı ve kopuş başladı.
-Ekonomik, sosyal ve siyasal bunalımlar, savaş bulutlarının yükselmesi,
ulusal kurtuluş çabalar, emperyalist devletler arası rekabet yükseldi. Toplumlar
bu sırada çalkalanıyordu.
Bu nesnel koşullar altında yaşayan sanatçılar “yaşanan gerçeği” görüyor
ve acılarını duyuyorlardı.
Bu tarihsel gelişimler esnasında, Stravinski de olduğu gibi diğer
bestecilerde de tarihin izleri görülebilir. Ve çağdaş müziği bu etkilerle kesin
olmasa da belirli bir dönemsel çerçevede inceleyebiliriz.
1) (1900-1918) I. Dünya Savaşı sonuna kadar geçen dönem (bu dönem arayışlarla geçmiştir),
2) (1919-1945) İki dünya savaşı arası dönem,II. Dünya Savaşı yılları (Klasizme dönüş,dizisel yazı gelişti),
3) (1945 sonrası) II. Dünya Savaşı sonrası yılları (yeni arayışlar başladı).
1900-1918 arası dönemde modernizm ve izlenimcilik ön planda olup;ton
duygusu esnetildi daha sonra silindi,kromatikler öne geçti. Böylece ezgiler belli
bir tona bağlanmaksızın ilerletildi. Pentatonik diziler kullanıldı,ritim yönünden
aksak ritimler kullanıldı,vurgu yerleri değiştirildi,çapraz ritimler denendi.
Ezgide olduğu gibi ritim de özgürleşti. Yeni akorlar oluşturuldu ve klasik
armoninin üçlü sistemi rafa kaldırıldı. Armoni serbest bırakıldı. Ritim
özgürleştirilerek melodinin yerini aldı. Kısaca “kemiksiz bir müzik” ortaya çıktı.
Kargaşayla özgürlük iç içe geçti. Bu öğelerin ortaya çıkışında iki akım
belirleyici olmuştur: İzlenimcilik ve Anlatımcılık.
1920 ve 1945 yılları arasındaki II. Dönem Yeni-Klasikçi akımın döneme
etkisi ve egemen oluşundan dolayı bu başlık altında incelenebilir. Savaşın
getirdiği yıkım ile deneysel müziğin başarısızlığı sanatçıları yeni arayışlara itti.
“Kargaşa özgürlüğe götürmez, her gereç sadece güzellik için kullanılmalı. Ezgi,
ölçü, tempo ustalıkla birleştirilmeli, bütünlüklü anlayışa varılmalı” düşünceleri
ön plana çıktı. Eski formlara yönelme, halk melodilerini kullanma eğilimi,
klasik öncesi formlar kullanılmaya başlanması, Yeni-Klasikçi akımın egemen
olmasını sağlar.Tarihsel gelişim olarak Yeni-Klasikçilik (Neo-Klasizm), 18.
yüzyılın II. Yarısında önce İtalya, daha sonra Fransa, Almanya ve öteki Avrupa
ülkelerinde gelişen ve eski Yunan ve Roma örneklerine dayanan sanat
üslubudur.1750’lerde Rokoko ve Geç Barok Sanatın aşırılığına ve yapaylığına
karşı bir tepki ve Antik Çağ sanatına karşı yeni bir hayranlık biçiminde ortaya
çıkan akım olarak nitelendirilir.Akademiciliğin gerçek doruk noktası sayılan
Yeni-Klasik terimi 20. yüzyılın ilk yarısında teknik kurguyu sağlamlaştırmak
adına, Klasik, Barok hatta Barok öncesi dönemlere baş vuran besteler için
geçerlidir.Akımın öncüsü Stravinski’nin Pulcinella Balesi (1920) olarak
bilinir.Prokofiyef’in de eserlerinde aynı özellik görülür.Yeni-Klasikçilik,
Prokofiyef yanında, Hindemith, Roussel, Poulenc gibi bir çok bestecinin
yapıtlarında göze çarpar.İki dünya savaşı arasında kalan yıllarda Avrupa’da pek
çok besteci Yeni-Klasik akımdan esinlenmiş, daha geniş bir dinleyici kitlesi
bulabilmek için bir süredir denenmekte olan karmaşık yöntemlerden arınıp
Klasiğin dengeli biçimine sığınmaya başlamıştır.Klasiğe dönüş, yeni müzik dili
arayışında çok kaynaklı incelemelere ve seçmeciliğe (ekletim) doğru yeni
ufuklar açmıştır.Geçmişe başvurma dönemi bestecinin bu süre zarfında kendinin
son derece özgün bir biçimde, artık zaman aşımına uğramış gibi görünen bir
müzik anlayışı arayışına kaptırır.
II. Dünya Savaşı sonrası (1945-…Wink III. Dönemde, savaşın yol açtığı
çöküntü, bağımsızlığına kavuşan sömürgeler, soğuk savaş dönemi, teknolojide
ilerleme ve yeni olanaklar; sanatçıların bunların tümünden etkilenmesine neden
oldu.Sonuç olarak “çağdaş müzik”, farklı ekolleri içinde barındıran, bütünlüğü
olmayan farklı arayışların müziği oldu.Stravinski’nin ABD dönemi 1940’ta,
Chicago Senfoni Orkestrası’na adadığı Do Majör Senfoni’siyle başladı.Klasik
yapıda olan bu beste Beethoven’e bir başvuru olarak ortaya çıkar.Yapıtta
geleneksel müziğin bütün öğelerinden, ritmik ve armoni konusunda ileri bir
modernizme yer verilmiştir.Bu dönem bir çeşit dönüş ve aynı zamanda Yeni-
Klasikçiliğe bir veda sayılır.Bestecinin müzik yaşamında dizisel 12-tonculuğun
ağır bastığı son bir dönem de 1950 yıllarında başlar.
Görüldüğü gibi, Stravinski üç ayrı döneminde değişik akımlara
bağlanmış, bu özelliği onu “tutarsızlık” la suçlayanları haklı gibi gösterse de,
güçlü kişiliği ile 20. yüzyıl müziğinin en büyük bestecilerinden biri olarak
müzik tarihindeki yerini almıştır.
Ateş Kuşu, Stravinski’nin ilk dönemine denk gelen ilk bale müziği
yapıtıdır (Paris 1910, daha sonra üç orkestra süiti olarak da değerlendirilmiştir.)
Stravinski, Ateş Kuşu’nda ki parlak orkestra renkleriyle sanatını kanıtlamaya
başlamıştır.Borodin ve Rimski-Korsakov’un açık etkilerini taşıyan Ateş Kuşu
balesinin partisyonu, bestecinin Rus Beşleri ile ilgisini açıklar.Bu eserde
Stravinski’nin iki ustalığı görülür:Ritim zenginliği ve korkusuz olduğu kadar
bilgili bir orkestrasyon.Onun müziğinde her duygu bir ritme yada ritim grubuna
dönüşür.Sevinç, acı, heyecan, huzur, ritim aracılığı ile açıklanır.Ateş Kuşu
bestecinin en önemli üç bale müziğinden ilkidir.Rimski-Korsakov ile
dostluğunun etkileri eserin her sayfasında görülür.Ve bu yüzden Ateş Kuşu’nun
19. yüzyılın Rus bale müziği ile aynı doğrultuda olduğunu anlarız.Rimski-
Korsakov orkestra güçlerini değişik bir şekilde kullanmıştır.Ve melodileri,
enstrumanları bir fındığın kabuğunu kavradığı gibi kavramaktadır.Ünlü
temsilleri düzenleyen ve yöneten Diagilef ise genç kompozitörleri kendi ekibine
kazandırmayı amaçlıyordu. Stravinski’nin daha önceden yazmış olduğu
“Scherzo Fantastic” dikkatini çekmiştir.Bu Stravinski için bir test
olmuştur.Diagilef, Ateş Kuşu’nu ısmarlayarak, seri bir şekilde sahneye
koymuştur.Stravinski ise bu eseri bale müziği haline getirmek için Grieg ve
Chopin’nin müziği ile orkestrasyonunu yapmıştır.Bu Stravinski’ye 28 yaşında
ülkelerarası bir şöhret ve bazı zamanlar skandallar ve yarım yüzyıl süren modern
müzikal tatdaki liderliği vermiştir.İki değişik ülkede etkisi olmuştur.İlk önce
Fransızları, 1945’te ise Amerikalıları etkilemiştir.Eserin kendi içinde
bulundurduğu renkler, romantik hikaye için Parisliler Ateş Kuşu’nu
sevmişlerdir.Paris operasında 25 Haziran 1910’da sahnelenmiştir.
Hikaye, iyi karakter Ateş Kuşu (Firebird) ile kötü karakterdeki şeytan
Kaschei arasında geçmektedir.Açılış kötü güçlerin ve bilinmeyen şeylerin
yaptıklarıyla başlar.I. bölümün açılışı Kaschei’nin “Büyülü Bahçesi” ndedir.Bu
bahçeye girenler taşa dönüşürler.Ateş Kuşu belirir ve Prens Ivan Psarévich
tarafından takip edilir.Ve balede uçuşan kuş tüyleri ile Ateş Kuşu dansı
sergilenilir.Eserin ortalarında Prens Ivan çantasını çıkarır ve Ateş Kuşu’nu
yakalar.Böylelikle üstün güçlere sahip olur.Bu arada prensin aşık olduğu bir
prenses vardır.Prensesi takip ederken Prens Ivan, Kaschei’nin bahçesine
girmiştir.Tam Kaschei onu taşa dönüştürecekken Prens Ivan Ateş Kuşu’nun
tüyünü Kaschei’ye savurur ve bu ona korunma sağlar.Korku salan Kaschei
karakteri prensi korkutur.Fakat prenses taşa dönüşmüştür.Bu sırada Ateş Kuşu
gelir ve iyi ile kötü savaşı yardım isteyen ölümlüler ile başlar.Sonunda Ateş
Kuşu Kaschei’nin ruhunun içinde bulunduğu bir yumurta oluşturur.Prens Ivan
yumurtayı atıp parçalara ayırır.Ve Kaschei ölüp karanlıklara karışır.Bütün
taşlaşan insanlar kendi normal hayatlarına geri döner ve Ateş Kuşu’na
teşekkürlerini sunarlar.
KAYNAKÇA:
-Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi Yem Yayın, 1997
-İLYASOĞLU, Evin Zaman İçinde Müzik
(YKY, 1994)
-KAYGISIZ, Mehmet Müzik Tarihi
-SAY, Ahmet Müzik Tarihi
(Müzik Ansiklopedisi Yayınları)
-SELANİK, Cavidan Müzik Sanatının Tarihsel Serüveni
(Poruk Yayımcılık, 1996)